14 Aralık 2012 Cuma

Truva Savaşı


      Asya ile Avrupa kıtaları arasında bir köprü olan Anadolu, tarih boyunca birçok uygarlığa sahne olmuş ve çeşitli medeniyetlerin kültür zenginliklerini bağrında barındırmıstır. Bu zengin geçmişiyle evrensel uygarlığın oluşmasında dünyadaki bütün coğrafyalardan daha fazla pay sahibidir.
        Anadolu Coğrafyası’nda doğmuş olan önemli uygarlıklardan birisi de Troia medeniyetidir.  Antik Dönemde olduğu kadar, tarihin her döneminde hatta günümüzde bile her kültürden insanı büyülemis olan Troia, bir efsane, bilimsel bir gerçeklik ve bir sembol olarak etkilerini sürdürmektedir.
       Yüzyıllarca kaybolmuş olan bu kenti Anadolu’daki medeniyetlerden daha önemli kılan şey şüphesiz Troia Savası Destanı’dır. Bu destan, Anadolu için bir kapı vazifesi gören Çanakkale Boğazı’nın hakimiyetini elinde bulunduran Troia Medeniyeti’ni yıkarak, zengin bir coğrafyaya sahip olan Anadolu’yu ele geçirmek isteyen batılı güçlerle, bu saldırılara karsı amansız bir şekilde direnen Anadolu insanı arasında yapılan gerçek bir savaştan doğmuştur.
       Batı toplumları tarafından oldukça önemsenen bu destana karsı Anadolu insanı her zaman ilgisiz kalmıştır. Oysaki bu topraklarda doğmuş olan bu destanı bilmek, ne kadar önemli bir coğrafyada yasadığımızı anlamamızda bize yol gösterecektir.

Troia’nın Tarihi Coğrafyası
      
     Antik Troia1 kenti, MÖ.3000 yılına kadar uzanan geçmisi ve Troia Destanı ile tarih boyunca önemli bir üne sahip olmuştur. Yapılan araştırmalar, kentin, hem kuzey güney hem de doğu-batı hattında, özellikle de deniz taşımacılığı bakımından önemli bir ticaret merkezi olduğunu göstermektedir .
      Troas Bölgesi’nin hiç kuşku yok ki en önemli kenti Troia'nın öteki adı İlion’dur. Hitit yazılı belgelerinde geçen Wilusa, Wilusija ya da Taruisa kelimelerinin kesin olmamakla beraber Troia olduğu bazı araştırmacılar tarafından kabul edilmektedir.

      Yunan mitolojisine göre Troia adının kökeni Troia kral soyunun atalarından Tros’a dayanmaktadır. İlion adı ise kentin kurucusu ve aynı zamanda Priamos’un dedesi olan İlos’tan dolayıdır.
      Troia, ülkemizin kuzeybatısında tam olarak Çanakkale Boğazı’nın güney çıkısında kurulmus, Çanakkale ilimize 30 km. uzaklıktaki antik bir kenttir. Batısında Lemnos (Limni) ve güneyinde Lesbos (Midilli) adaları bulunmaktadır. Kentin kurulduğu tepeye günümüzde “Hisarlık” denilmektedir. Bu tepenin Çanakkale Boğazı’na olan uzaklığı yaklaşık 4,5 km., Ege Denizi’ne olan uzaklığı ise 6 km. civarındadır.

      Araştırma ve Kazılar   
    
     Destanlar, yalnız tarihsel olaylarla ilgili gerçek kırıntıları taşımakla kalmayıp, aynı zamanda tarihsel coğrafya açısından da önemli bilgiler verirler. Bazen, bir yerde belli belirsiz kalıntıları bulunan İlkçağ kentinin hangi kent olduğunu yalnız destan öykülerinden yararlanarak belirlemek mümkündür. Nitekim Antik Troia kenti de Homeros’un İlyada adlı destanından yola çıkan H. Schliemann tarafından bu sekilde  tespit edilmiştir. Bilimsel kazı yöntemleri hakkında hiçbir bilgi ve deneyimi olmayan Schliemann, tarihsel kalıntılara çok büyük zararlar vermiştir. Ancak Troia’nın yerini saptamasına rağmen kendisine inanmayan bilim dünyası kanıtlar çoğalınca yıllar sonra da olsa yitik Troia Kenti’nin ortaya çıkarılması onurunu kendisine vermiş ve onu alkışlamıştır.
    Schliemann sonrası kazılar daha önce Schliemann ile çalışmış olan mimar W. Dörpfeld başkanlığında sürdürülmüş ve böylece ilk sistemli Troia kazıları da başlamıştır. Dörpfeld çalışmalarını ve bulgularını 1902’de iki cilt olarak hazırlanan “Troia und Ilion” adlı kitabında yayımlamıştır.
     Araya giren savaşlar nedeniyle yüz üstü bırakılan kazılar 1932 yılında C. Blegen yönetiminde Amerikalı bilim adamları tarafından yeniden başlatılır ve 1938 yılına kadar devam eder. Blegen’in kazılarında amaç yalnızca Homeros Troiası’nı bulmak değil, aynı zamanda önemli bir uygarlık olan Troia’nın bölgedeki stratejik ve tarihi önemini aydınlatmaktır. Nitekim öyle de olmuştur. Blegen, kazı raporlarını AJA’a (American Journal of Archaeology) yayımlamıştır.
     Troia kazıları elli yıllık bir aradan sonra 1998 yılında Almanya Tubingen Üniversitesi öğretim üyesi, aynı zamanda Tarih Öncesi ve Erken Tarih Dönemleri Anabilim dalından Prof. Dr. M. Korfmann ve ekibi tarafından yeniden başlatılmıştır. Korfmann’ın 2005 yılında ölümü üzerine, bu tarihten itibaren kazılara E. Pernicka başkanlığında devam edilmektedir. Tüm bu kazılar sonunda kent büyük ölçüde ortaya çıkarılmış bulunmaktadır. Erken Tunç Çağı’ndan Bizans’a kadar uzanan bir dönemi kapsayan höyük, en az 43 yapısal dönemi ve 10 katmanı barındırmaktadır. 
    
   Katmanların zaman çizelgesi şöyledir:

Troia I MÖ. 3000-2600
Troia II MÖ. 2600-2350
Troia III MÖ. 2350-2200
Troia IV MÖ. 2200-1900
Troia V MÖ. 1900-1700
Troia VI (Erken) MÖ. 1700-1570
Troia VI (Orta) MÖ. 1570-1470
Troia VI (Geç) MÖ. 1470-1300
Troia VIIa MÖ. 1300-1200
Troia VIIb1 MÖ. 1200-1130
Troia VIIb2 MÖ. 1130-1050
Troia VIIb3 MÖ. 1050 - 950
Troia VIII MÖ. 750 - 85
Troia IX MÖ. 85- MS.500
Troia X MS. 1100 –1306



     Yunan Mitolojisi’nde, Troia Savaşı fikrinin ilk olarak dişi toprak ana Gaia ile yıldızlı gökyüzünü simgeleyen esi ve oğlu Uranus’un kızları yasa tanrıçası Themis tarafından, yeryüzü nüfusunun aşırı derecede artmasına karsı bir önlem olarak ortaya atıldığı söylenir. Bu mitolojik olaya göre Troialılar ve Akhalar ya da daha özelde Eris, Helena, Paris vb. kişilikler, kaderin gerçekleşmesi için seçilmiş birer piyondurlar sadece. Bir başka efsanede ise savaşın Aphrodite tarafından, sırf krallığı Priamos’tan alıp kendi soyuna vermek için çıkarıldığı söylenir. Bilindiği gibi Aphrodite Aineias’ın anasıdır. Öncesi ve sonrası ile 40 yıllık bir dönemi kapsayan Troia Savası ile ilgili ilk kıvılcım, deniz tanrıçası Thetis ile Pythia kralı Peleus’un düğününde çıkarılır. Kavga tanrıçası Eris, bas tanrı Zeus’un talimatıyla üzerinde “en güzele” yazılı elmayı konukların arasına atar. Bunun üzerine tanrıçalardan Hera, Athena ve Afrodite arasında bir güzellik tartışması alevlenir. Zeus, bu karışık durumda karar vermeyi reddeder ve bu görev için Troia Kralı Priamos’un oğlu Paris’i tayin eder. Üç tanrıça Hermes’in kılavuzluğunda Paris’in yanına varır. Aphrodite genç adamı ask dolu bir yasam vaadiyle kandırır. Paris, kız kardeşi Kassandra’nın felaket kehanetlerine aldırıs etmeyerek Helena’yı kaçırır, çünkü ona göre bu Aphrodite’nin vaadidir.

          Sparta kralı Menelaos, abisi Akha kralı Agamemnon’dan yardım ister. Troialılar ile yapılan görüşmeler sonuç vermeyince, askeri güç kullanımına karar verilir. Uzun ve problemli bir hazırlık ve yolculuktan sonra Akha ordusu Troia’ya ulaşır. Savaşın ilk 8 yılındaki karşılıklı çarpışmalardan sonra 9. yılda Achilleus’un öfkesi ile Homeros’un İlyadası baslar. Achilleus, Ege bölgesine yaptığı çapulculuk seferleri sırasında getirdiği Lyrnessos Apollon Tapınağı’nın rahibi, aynı zamanda Chrysa Apollon Tapınağı’nın rahibi Chryses’in de kardeşi olan Brises’in kızı ganimeti Briseis’in, Agamemnon tarafından elinden alınmasına sinirlenerek savastan çekilir. Onun çekilmesiyle savasın seyri Zeus’un isteği ile Troialılar’ın lehinde gelismeye baslar. Agamemnon’un pismanlığına, tüm ısrarlarına ve Briseis de dahil bir sürü ganimet önerisine rağmen Achilleus savaşa dönmez. Bu durum, Patroklos’un tekrar savaşa dönüp Hektor tarafından öldürülmesine kadar devam eder. Arkadaşının ölümüyle öfkesinden vazgeçen Achilleus tekrar savaşa döner ve Hektor’u öldürür. Babası Priamos, tanrıların isteği doğrultusunda oğlunun cesedini fidye karşılığında Achilleus’tan alır ve Hektor için büyük bir cenaze töreni düzenlenir. 
    Savaşın bundan sonraki bölümünde Troialılar’a yardıma gelen Amazonlar Kraliçesi Penthesileia ve Etiyopya (Habeşistan) Kralı Memnon’u öldüren Achilleus’un kendisi de tanrı Apollon’un yardımı ile Paris tarafından öldürülür. Aias’ın intiharı ve Paris’in ölümü, kuşatma öncesi meydana gelen son büyük olaylardır. Savaşın sonlarına doğru Akha ordusunun içerisinde huzursuzluklar baslar. Troia’dan umudunu yitiren bazı komutan ve askerler, uzun süre ayrı kaldıkları yurtlarına, evlerine dönmek isterler. Ancak, bir yandan da ailelerinin kendilerinden
ganimet beklemeleri dolayısıyla eli boş dönmek istememektedirler. Sonunda Akhalar kenti kuvvetle alamayacaklarını anlarlar ve bir savaş hilesi olan tahta at ile Troya’yı ele geçirirler. Kentte büyük bir katliam baslar. Erkekler kılıçtan geçirilir. Hatta Hektor’un üç dört yaslarında oğlu Astyanaks da bu mezalimden nasibini alır. Amaç Priamos’un soyunu kurutmaktır. Kadınların ise, kiminin ırzına geçilir (Kassandra), kimisi kurban edilir (Polyksena), kimileri de köle olarak uzak diyarlara doğru sürüklenir (Hekabe, Andromakhe). İşte dünyanın en dramatik ve en insancıl destanı olan Troia Destanı’nın kısaca özeti budur.


     Troia Savası’nın Sosyal ve Siyasal Nedenleri ve Etkileri
Antik Troia kenti, sahip olduğu coğrafi konumu nedeniyle her zaman Doğu ile Batı arasındaki mücadeleye, çeşitli savaşlara sahne olmuştur. İki dünyanın kapısını açan bir kilit vazifesi gören kenti ele geçirebilmek için tarih boyunca çeşitli halklar, ordular Çanakkale Boğazı’na saldırmışlardır. Efsaneye göre üvey annesinin şerrinden kaçan Boiotia kralının kızı Helle, altın koç üzerinde uçarken boğaza düşüp boğulduğu için,
Antikçağ’da boğaza Helles Pontus (Helle’nin Denizi) adı verilmiştir. Homeros’a göre Troia Savaşı, Yunanistan’da oturan Akhalar (Myken) ile Anadolu’da oturan Troialılar arasında gerçekleşmiştir. Bu savaşta Akhalar Batı dünyasını, Troialılar ise Doğu dünyasını temsil etmişlerdir. Bu yüzden Doğu ve Batı dünyalarını ilk kez karsı karsıya getiren bu savaşa “Antikçağ’ın I. Dünya Savası” yakıştırması yapılmıştır. Homeros’a göre Troia Savaşı’na bir kız kaçırma olayı sebep olmuştur. Troia Kralı Priamos’un oğlu Paris, Myken Kralı Agamemnon’un kardeşi, Sparta Kralı Menelaos’un karısı Helena’yı kaçırınca, büyük bir ordu hazırlayan Akhalar savaşı başlatmıştır. Oysa bu efsane ticaret ve çıkar kaygılarıyla yapılan gerçek bir savastan doğmadır.

     Troia, Almanya’dan Tuna, Rusya’dan Dnyester ve Ukrayna’dan Dnyeper nehirleri aracılığıyla üç çıkışa sahip Karadeniz’e, Ege Denizi’nden açılan bir kapı işlevi gören Çanakkale Boğazı’nın kontrolünü elinde tutmuştur. Yüzyıllar boyu Boğaz’a hakim olan elverişsiz rüzgar ve akıntılar gemilerin, Karadeniz’e yönelmelerini engellemiş ve bu gemileri uygun koşullar oluşuncaya değin uzun süre, Troia’nın bugün Beşike Koyu diye bilinen limanında beklemek zorunda bırakmıştır. Troia yüzyıllar boyu bu limandan yararlanma ayrıcalığı karşısında büyük miktarda gelir sağlayarak bulunduğu coğrafi konumun avantajı ile oldukça büyük bir zenginliğe ulaşmıştır.
Hellas’ta ilk Grek kültürünü oluşturan Linear B yazısının sahipleri Akhalar ise, Yunanistan’ın coğrafik açıdan elverişsiz olan arazi şartlarının zorlaması neticesinde daha MÖ. 2. binin başlarından itibaren denize yönelmek zorunda kalmışlardır. Özellikle MÖ. 16. yüzyıldan itibaren Doğu Akdeniz memleketleriyle yoğun bir ticari ilişki içerisine girmişlerdir. MÖ. 1400 yıllarına kadar Girit’teki Minos Krallığı’nın egemenliğine boyun eğen Akhalar, bu tarihten itibaren Akdeniz sularının gerçek hakimi olmuşlardır. Homeros’un “Achaioi” dediği bu ilk Hellen kavmi daha MÖ. 16. yüzyılda Miletos’a yerleşmiş ve orada ya da biraz daha güneyde, MÖ. 14. ve 13. yüzyıla tarihlenen Hitit kaynaklarında sözü edilen Ahhiyyava Krallığı’nı kurmuşlardır. MÖ.
1400-1200 yılları arasındaki dönem Akha Medeniyeti’nin en parlak çağı olmuştur. Üretmiş oldukları zeytinyağı ve şarabı, Kıbrıs, Ugarit, Rodos, Mısır vb. memleketlere ihraç ederek bu yoğun ticari faaliyetler neticesinde oldukça zenginleşmişlerdir.
 
















           MÖ. 13. yüzyılın ortalarından itibaren Akdeniz’deki Akha ticareti sekteye uğramaya başlar. Bunda hiç şüphesiz Anadolu’daki Hitit İmparatorluğu’nun, IV. Tuthaliya Dönemi (MÖ. 1250-1220) ile beraber Arzava beylikleri ve Kaşgalar’ın saldırılarıyla parçalanma sürecine girmesi ve pek çok kavmin isyan ederek bağımsızlıklarına kavuşmasının büyük rolü vardır. Böylece Akdeniz’de korsanlar türemeye başlamış ve Akhalı tüccarların can güvenliği tehlikeye girmiştir. Bu, geçimini tamamen deniz ticaretinden elde eden bir kavim için çok kötü bir durumdur. Yeni pazarlar aramaya başlayan Akhalar için Karadeniz sahilleri bulunmaz bir nimettir fakat bunun için Çanakkale Boğazı’nı geçmek gerekmektedir. Oysaki bu boğaz Troialılar’ın hakimiyetindedir. Öyle ise hedefe ulaşmak için tek çare Troialılar’ı buradan atmaktır. Bu sonuca göre Akhalar, Troia’nın akıl almaz zenginliği ve Karadeniz’e doğru engelsiz bir çıkış sağlayan Çanakkale Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmek için Troia’ya saldırmış olmalıdırlar.